Mai Mira

"…Kendi deniz yildizinin parildadigi yere dek…"

AstroFaculta

Linkler

Zümrüdü Sabah


phoenix

Dün gece yazlığımıza geldim. Yazlık kavramı haklı olarak genelde deniz ve güneş olarak algılanır. Benim buraya gelmekte ki ilk mazeretim ise küçük cennet bahçemiz. Çiçekleri herkes sever, çiçek sevmeyen insan yeşili, ağaçları sever. Ama beğendiğimiz çiçeğin ya da bitkinin güzelliğini arzularken, hepsinin zamana, bakıma ve sevgiye ihtiyaçları olduğunu unutmamalıyız.


Bizim küçük bahçemiz yıllardır verdiğimiz emeğin sonucunda, insan boyunu geçen gül ağaçlarıyla, mor salkımlarla, yavaş da olsa giriş kapısını sarmalamaya niyetli yaseminlerle dolu. Hamağıma yattığımda bütün bu kokulara hanımeli de eşlik etmeye başladı. Kiraz, erik, çam ağacımız bile var. Mor ve mavinin her tonunda kır çiçekleri, lavanta, çarkıfelek, küçük fidan siyah gülümüz, Japon güllerimiz… Gülün her rengi… Daha bu sene ektiğimiz pembe ve beyaz sakuralar…Ne ararsanız. Oysa buraya ilk geldiğimizde yani 10 sene önce, her taraf moloz yığınıydı. Buna rağmen evin niteliklerini boş verip buraya yerleşmiştik.


İlk seneler, narin fidanlar ve bizim için oldukça yorucuydu. İnsanların genel saygısızlıklarından bunalmıştık. Çünkü ektiğimiz fidanlar çalınıyor, sadece 2 ya da 3 tane tutunabiliyordu. Bütün alanı gübreyle doldurmak ve bakımını yapmak, otlara karşı açtığımız savaş vs. sadece bir güzellik var edebilmek adınaydı. Çiçek ve doğaya olan sevgimiz tartışmasız ailemize ve kültürel zenginliğimize dayanmaktadır. Böylesine temeller olduktan sonra, bir çiçeğin hayatta kalabilmesini sağlamak her şeyden önemli olabiliyor! : )


Sonuçta seneler geçti. Ve şimdi geniş balkonumuzun köşesinde oturup denize bakarken, koskoca pembe gül ağacının çiçekleri manzaraya eşlik ediyor. Kahve keyiflerimiz de, muhabbetlerimiz de bu güzellerin şarkılarıyla renkleniyor. Bugün sevgili anneciğime sordum “jorjorcum” dedim. “Bu insanlar bizi çok üzüyorlar ama çiçekler öyle değil” . Annem şöyle cevapladı: ” Çünkü onlar verdiğin emeğin karşılığını, koşulsuz ve sınırsız güzellikleriyle sunabiliyorlar…”


Kimine göre, eğer bir çiçek yetiştirebiliyorsanız, bu ilişkilerdeki yapıcı taraf olduğunuzun bir göstergesidir. Kısaca iyi bir “sevgili” olduğunuzu gösterir. Ama deve tabanı ya da kaktüs mü yetiştirdiğinize göre beklentilerinizi belirlemelisiniz. Çünkü siz iyi bir partnersiniz diye, partnerinizden de maalesef aynı performansı umamıyoruz! : )


Herkes orkide yetiştiremeyebilir. Kimilerinin tercihi daha az bakımla da olsa çoğalabilecek bitkilerdir. Ama en zarif ve güzel çiçeklerin bakımı her zaman zordur. Bu nedenle eğer onları yetiştirmeyi arzu ediyorsanız, onlara karşı sorumluluk, sabır ve sevgi duymanız da gerekli oluyor. Neyse ki efsunlu bir aileye sahibim. Babamın yediği eriği beğenerek , çekirdeğini toprağa “e hadi sende ağaç ol, bol bol yiyelim” diyerek atmasıyla, şu an bir de erik ağacımız var. Bazılarının eli bereketlidir derler, doğrudur. Ellerinde şifa olan insanlara sadece bitkiler değil, hayvanlar da yakınlık ve aşırı bir ilgi duyarlar. İnanın bana, yemeklerine aşık olduğunuz insanlar bile birer şifacıdır!


Bugün benim için “nedenini henüz bilmiyorum ama“ çok özel bir gün. Sabahın erken saatlerinde sahilde yürüyüp evime geldikten, kahvemi içtikten sonra güzel müzikler eşliğinde, sadece yazmak istedim. Birkaç saate kadar seraları gezeceğim, daha sonra da kendimi güneşin şifalı ellerine bırakacağım!


Bu aralar bir de tattoo sanatının antik medeniyetler üzerindeki etkilerini incelemeye başladım. Tam ensemden aşağıya doğru salınan bir zümrüd – ü ankanın sıcaklığını hissederek! : ) Eski medeniyetlerde insanlar, vücutlarına kazıdıkları figürlerden ya güç almak ya da bu figürlerin anlamını hatırlamak isterlermiş. Zümrüd – ü anka bana yanıp, küllerimden tekrar nasıl doğduğumu hatırlatacak. Aynı zamanda hayat ağacında yaşayan bu kuşun, varolan her bitkiye can verdiğini düşündürecek.


Anka’nın kanatları, havanın, ateşte yanması ölümün/doğumun, küllerinden tekrar ortaya çıkması toprağın, tek bir gözyaşıyla tüm acıları ve hastalıkları iyileştirebilmesi hatta ölümsüzlük bahşedebilmesi ise suyun gücünü sembolize etmektedir. Zümrüd – ü Anka’nın ölüp yeniden doğması için gerekli olan 5. Element ise tam bir gizdir. İçinizde çözülmeyi bekleyen, size her gün ona dönüp bakmanız için seslenen, ondan uzağa gittikçe eksildiğinizi hissettiren bu gizem, benzersizdir. Bu yüzden her kişi kendi sırrını çözmelidir.


Ölüp yeniden doğabilmek için, ilk önce ölümü kabullenmek gerek. Korkudan arınmış her kalp, Anka’nın ülkesine adım atacaktır.
Dünyanın en güzel sabahları sizinle olsun…

Kristin Demirci

© 2009 – 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.

1 Yorum yapildi “Zümrüdü Sabah”

  1. Cenk Dedi ki:

    Yazınız gerçkten,de Çok hoş.
    İnsanın içini ısıtan tatlar gibi…
    Karamsarlıkdan uzak, aslında hayatı tümüyle görüp..
    Sevmek” Hiç şekillendirmeden.

    Gülümseyişinizin..
    Güneş ışıkları gibi Olması dileğimlee…

Yorum yap