on Pazartesi, Mayıs 11th, 2009 at 04:49 MaiMira, Rayihanın Mistik Yolculuğu, Tatlar, İksirler. RSS 2.0
Mai Mira
"…Kendi deniz yildizinin parildadigi yere dek…"
Salkım Hanımın Tanesi: Üzüm

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma…
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben
Ömer Hayyam
Bizler her ne kadar modern dünyanın ihtişamlı şehirlerinde yaşıyor olsak da, geçmişin hikâyeleri ve seremonileri dünyanın her santim toprağına işlemiştir. Din ve tarihin akıl almaz efsaneleri iç içe geçerek ruhumuzu besler, yaşamımıza kendi niteliklerinden katmaya devam eder. Varlığı gören insanların gözünden bile betimlenmeden dünyanın 7 harikası arasına girmiş Babil’in Asma Bahçeleri, kumdan tepeler altında gömülü olarak geçirdiği binlerce yılın ardından sonunda “bir zamanlar var olduğuna” dair kanıtlarını gün yüzüne çıkarmaya başlamıştır. Size anlatacaklarım ise bu görkemli bahçelerin dallarına serpilmiş, yüzlercesinin bir arada yaşadığı “bir tanecik“ üzümün hikâyesidir.
İlk Nuh’un damağında tadını bıraktığı söylenen, sayısız aşk hikayesine konu olmuş bir ilahi meyvedir üzüm. Kan yaşamdır, üzüm ise doğanın damarlarında kırmızı rengiyle salınırken bu gerçeğe atıfta bulunur. Hiçbir işleme tabi tutulmadan dahi varoluşu bir eksantrik sarhoşluk halidir. “Felekten çalınan“ günlerin ve gecelerin felekten bağımsız özgür ruhudur salkım hanımın tanesi. Öz suyunda ateşin kıvrımlarını barındıran, zihni ve maddeyi susturan ele avuca sığmaz, matrak bir kadın gibidir. Yıllanırken tadını zamanın her anıyla boyayan, her ana doyan ve tutsaklığın onu daha da özgür kıldığı bu karşı konulmaz cazibe, bize yaşamın çoğu zaman kulak vermeyi unuttuğumuz ritmini hatırlatır. Ritim yokken dans edemeyeceğimiz gibi, aşksızlık da bir çeşit ritim yoksunluğu değil midir?
Şarap denilince ilk aklıma gelen nefis asma üzümleridir. Çekirdekli, çekirdeksiz, karasından yeşiline her salkımında ayrı bir tadın büyüsüyle doğan, üzüm yapraklarının gölgesi ayrı bir keyiftir benim için. Sıcak yaz günlerinin akşamüstlerinde, asmaların arasından salınan esintiye eşlik eden bir nağmeli şarkı gibidir salkımları. Tanelerinin içinde sakin bir serinlikle dolgunlaşan özü, hasat vaktine kadar özgürlük ve aşk şarkıları söyler durur. Asmalar altında yaşam altın rengindedir hep. Bir tanecik üzüm ya da bir yudum şarapla iyileşir tüm kırgınlıklar. Eski Mısırlılar en kıymetli yiyecek ve içeceklerini ölen kişiyle beraber gömerlerdi. İnançlarına göre, bu şekilde ölüp öteki tarafa geçen ruh beslenmeye devam edecekti. Kral Tutankhamun’un mezarında Shedeh adında bir içeceğin kalıntılarına rastlanmıştır. Başlarda “nar şarabı” olduğu düşünülen bu karışım aslında özünde kırmızı üzümün nektarını barındırmaktadır. Şarabın kökleri insanoğlunun tarım ve ziraata başlayarak medenileştiği zamanlara dek uzanır. M.Ö 5000 – 7000 yıllarına ait bulgulara göre şarabın ilk olarak ortaya çıktığı yerler Çin, Gürcistan ve İran’dır. Arkeolojik kanıtlara göre ise üzüm şarabının kültürleştirilmesi, ilk bronz çağının başlangıcına, M.Ö. 3000 yıllarına denk gelmektedir. Yine bu tarihlerde
Yakın Doğu’da Sümer ve Mısır topraklarında varlığını sürdürmüştür. Ezilmiş üzüm kalıntılarına ise M.Ö. 4500 zamanlarında Avrupa Makedonya’sının topraklarında rastlanmıştır. Mısır’da şarabın varlığı ayinsel/geleneksel yaşamın vazgeçilmez bir bölümünü oluşturmaktaydı.
Yabani üzümlerin ticareti ise, ilk olarak M.Ö. 1000 – 2000 yılları arasında gerçekleşmiştir. Dünya mitolojisi birçok şarap tanrısı – tanrıçasıyla doludur. Bunlardan en ünlüsü Tanrı Zeus ve insan Demeter’in oğlu Dyonisos’tur. Şarabı ilk yapanın kendisi olduğuna rivayet edilir. Cümbüşe de zevke de düşkündür. Bağbozumunda onun adına dualar edilir, şenlikler düzenlenirmiş. Kaseler içinde sunulan şarap “tanrıların kutsal suyu” olarak tasvir edilirmiş. Dyonisos’un kelime anlamı kimilerine göre “ilk kez doğandır“ bazıları ise “özgür bırakan/kılan“ şeklinde yorumlar.
Dyonisos, doğanın ve vahşi hayvanların tanrısıdır. Sembolik olarak, insanın doğayla bütünleşmesini tasvir etmektedir. Tüm sınırlara karşı çıkan, kişinin vahşi, bastırılmış bilinçaltını ortaya koyan bir mitolojik figürdür. Ancak zihin sustuğunda insanlar kendi sınırlarından kurtularak özgürleşebilirler. Dyonisos misyonu gereği bunu abartır. Utanmaz, arlanmaz, zevke sefaya düşkün olmasının yanı sıra, iki kez doğması nedeniyle mistik inançları da betimler. Keza şarap tanrısı Dyonisos’un ritüellerle bağlantısı aşikardır. Bunun yanı sıra üzüm, antik resimlerde de bir zevk meyvesi olarak tasvir edilir. Örneğin keyifle yayılmış yatan bir adamı üzümle besleyen bir dilber figürüne hangi erkek imrenmez? : ) Ya da romantik bir ortama eşlik eden kırmızı şarap hangi kadını cezp etmez?
“Sağlık suda, gerçek ise şaraptadır“ anlamına gelen vino veritas, in aqua sanitas Latince deyimi, şarabın felsefesini sade ve etkileyici bir şekilde ortaya koymaktadır. Zihni susturan meyvenin özü, gerçekleri çaba sarf etmeden gün yüzüne çıkarır. Sonuçta bu “gerçeklik hali” kimi zaman sevinçli, kimi zaman da oldukça hüzünlü ve acı doludur. Neticede insan doğası renkliidir. Bilinçaltı ise dipsiz kuyular yaratabilmektedir.
Klasik Yunan ve Roma döneminin “asillerinden“ olan bu zevk meyvesi, birçok şekilde işlenmiş ve yetiştirilmiştir. Daha sonraları Hıristiyanlık mezhebince İsa’nın kanını sembolize etmeye başlamış, bir anlamda “kurban kanıyla“ özdeşleşmiştir.
Üzüm Mezopotamya topraklarının nadide güzelliğini yüreğimize çekinmeksizin sunarken, insanlar onun fısıldadıklarına şiirleriyle can vermişlerdir. Üzüm kadın tutkuyla sevilir, hatta öyle ki, bağımlılık yapabilir!
Yabani üzümler bilinenin aksine daha küçük ve ekşidir. Eski zaman Çinlileri şaraplarını “dağ üzümü” dedikleri bu cinsinden yaparlarmış. Yine de şarabın ilk olarak ne zaman yapılmaya başlandığı kesinlik taşımamaktadır.
Üzüm özellikle Doğu Akdeniz, Gürcistan, Yakın Doğu, Türkiye’nin Güneydoğusu ve sahil kesiminde, Kuzey İran ve Ermenistan topraklarında bol olarak yetişmektedir. Modern şarap kültürü Yunan kökenlidir. Yunan topraklarına tam olarak ne zaman vardığı tespit edilemese de, Minos ve Mycenaean kültüründeki yaygınlığı ortaya çıkarılmıştır. Bu bölge insanları, en ünlü şarapları olan Retsina’yı en az 2700 yıldır tatmaktadırlar.
Şarap üretimi Mısır’ın Nil Delta’sında bir endüstri şeklini almıştı. Doğu Akdeniz’den ithal ettikleri kütükleri getirip burada yetiştiriyorlardı. M.Ö 3000 yıllarında Mısır ve Kenan Ülkesi arasında şarap ticareti yapıldığı tespit edilmiştir. Delta şeklindeki bağları ve üzümün yapımını betimleyen hiyerogliflere mezar duvarlarında rastlanmaktadır. Mısır’da şarap çoğunlukla kırmızıydı. Buna rağmen kanıtlar ilk beyaz şarabı da üretenin yine bu kadim medeniyet olduğunu göstermektedir.
Her şekilde şarabın Akdeniz kıyılarıyla bağlantısını fark edebiliyoruz. Yahudilerin bilinen en eski kaynaklarından olan Tevrat, şarabın iyilik ve kötülükle bağdaştırıldığını da göstermektedir. Sarhoşluk İncil’de de kabul görmez. İslam ise şarabı yasaklamıştır. Oysa bu kültürel tavır doğayı reddetmektedir. Çünkü üzüm kendi kendine alkol üretmektedir. Kimi kültürlerin üzümü “günahkar“ nitelendirmesine karşın, size İbn Farıd’ın bir sözünü hatırlatmak istiyorum; “biz sarhoş olduğumuzda üzüm daha yaratılmamıştı.”
Babil topraklarında doğmuş nefis kadın yolculuğuna Akdeniz kıyıları boyunca devam etmiştir.Sonrasında ise tüm dünyada üretilmeye başlanmıştır.
Metamorfoseos denilen bağ bozumu Ağustos ayında yapılır. Bağbozumu başlı başına bir kültürü temsil eder. Kadınların ve aşıkların ayaklarının altında ezerek can verdikleri öz, bereketin ve yaşama duyulan sevincin sembolüdür.
Babil topraklarında doğan bu güzelin neşesiyle ve hüznüyle yaşananları, yazılanları, söylenceleri bir araya toplamak kaç ömür sürer kim bilir? Özellikle sarhoşluğu yaşamın kendisinden ayırt edemeyenler için üzüm nasıl tariflenebilir? : )
Şarap dendiğinde, çocuk yaşlarımda, tekrar tekrar izlediğim ve her seferinde büyülü bir trans haline girdiğim Samson ve Delilah filmini hatırlarım.
Kutsal kitapta geçen bir hikayeye dayanan bu filmde, İsrail’li Samson dünyanın en güçlü erkeğidir. Karşısında hiç kimse duramaz. Kimsenin buyruğu altına giremeyecek bir savaşçıdır Samson. Tanrı’dan aldığı bu gücün kaynağı ise saçlarında gizlidir. Filistinli güzeller güzeli Delilah’ın planı ise ondan gücünü çalarak intikam almaktır. Aşkın ve hırsın birbirine karışarak devam ettiği sahnelerin birinde, Samson’u kendisine çaresizce aşık eden Delilah, O’nu kervanındaki aşk tuzağında kıstırır. Cennet gibi geçen birkaç günden sonra – yine belki de şarabın etkisiyle- Samson Delilah’a en büyük sırrını verir, yani gücünün saçlarından geldiğini.
Bunun üstüne Delilah;
- “Eğer saçını kesersem seni üstün kılan gücünü çalabilir miyim?” diye sorar.
“Zaten sana ait olan şeyi çalamazsın…” Diye cevaplar Samson”¦
“Miriam’a git. O senin içindeki iyi güç, ben ise senin zayıflığınım, seni esir eden aşkım”
Diyerek Samson’a üstü kapalı gerçeği söyleyen Delilah hırslarına yenik düşecek ve Samson yola çıkmadan önce şarap kadehlerini dolduracaktır;
Samson bakışlarını Delilah’a dikerek ona uzatılan kadehi almak yerine, Delilah’ın kadehini seçer. Hayal kırıklığına uğramış Delilah şöyle der:
“Benden hep şüphe ediyorsun değil mi?“
Samson ise gülümser, “Ve seni hep seviyorum“ diye cevaplar, sonrasında ise kadehteki şarabı içer. Oysa ki, onu uyutarak gücünü çalacak ilaç, içtiği kadehtedir…
Hasat zamanı dalından özenle koparılan salkımlar ezilerek yapım işlemlerinden geçirilir. Her aşaması titizlik gerektirse de, üzüm yetiştiriciliği insanın ruhundan da, kalbinden de katması gerekliliğidir.
Yakut kırmızısı şarap yıllandıkça tuğla rengine döner. Şarabın muhafaza edilmesi için de özel şartlar gerekmektedir.
Üzüm yetiştirmek kadar, şarabı tatmakta bir sanattır. Şarabın rengine bakarsınız, kalitesini anlamak için kadehte hafifçe çalkalarsınız. Sonra da tadarsınız. Tüm bunlar, kadehi tutma şekli vs. tamamen bir ritüel şeklinde gerçekleşir.
Aşk dolu, son derece romantik olan bu meyvenin özü kalbe de iyi gelmektedir. Bilim adamları her gün içilecek bir kadeh şarabın dolaşım ve sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileri olduğunu tespit etmiştir.
Peki insanlar neden sarhoş olmaktan böylesine hoşlanıyorlar?
Sarhoşluk halinin aşk hissine benzetildiği doğrudur. Bu kusursuz “oluş” haline bürünmek, böylesine bir hazzın peşinden giderek ona tekrar tekrar sahip olmak insanı kesinlikle alkolik yapabilir! Bazıları da acılarını perdelemek, unutmak için sarhoş olur.
Benim size önerim bu hazdan özü, sevgiliniz ya da yakınlarınızla aranızdaki güçlü sevgiye katık olarak tüketmenizdir. Böylece bereket hayatınızdan eksik olmaz.
Aşka ve ilişkilere gelince; erkek kadınını, bağının köklendiği ilk nadide üzüm salkımı olarak görüp, sevgisini itinalı, sabırlı ve sorumlulukla sunarsa, kadını yıllandıkça tadı daha da güzelleşecektir. Biz kadınlar böyle topraklarda büyümek ve meyve vermek isteriz. Ne çok sıcak, ne çok soğuk sever, ne az, ne de çok su isteriz. Kimi zaman gerçeği bilmek için, sarhoş ederiz. Ama salkımlarımızın kökleri bereketli topraklarda salınmaya görsün, işte o zaman krallara layık bir “babilin asma bahçesi” de biz oluruz! Ve Aşk … en nihayetinde paha biçilemeyen bir tattır, yaşamdan katık edildiği taktirde…
Kristin Demirci
© 2009 – 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.
1 Yorum yapildi “Salkım Hanımın Tanesi: Üzüm”
Yorum yap

Mayıs 16th, 2009 at 07:01
Çok güzel bir donüş olmuş
Bunu okumaktan çok mutlu oldum. Umarım aşkın da donüşüdür
Güzelliğe..!