on Çarşamba, Aralık 17th, 2008 at 05:37 MaiMira, Rayihanın Mistik Yolculuğu, Tatlar, İksirler. RSS 2.0
Mai Mira
"…Kendi deniz yildizinin parildadigi yere dek…"
Gül – Kalpler Büyüten Ağaç – V
Eğer Zeus’a çiçeklerin kralını seç deselerdi
O gülü seçer ve tacını da eliyle giydirirdi
Çünkü gül, evet gül, yeryüzünün zarafetidir
Boy veren tüm çiçeklerin ışığıdır gül
Çiçek bahçelerinin yanağındaki o güzel pembeliktir
Yaydıkları ışıltıdan bihaber duran
Solgun yüzlü âşıkların
İçinden zuhur eden gök kuşağıdır gül
Gül, ah gül!
O sadece aşkla nefes alır
Yeni arayışlara kucak açmaya yeltenen Aşk Tanrıçası’nın
Kırmızı dudaklarına uzanan kadehtir gül
Tatlı kıvrımlarıyla onurlandırır şu dünyayı
Ve kaldırıp başını haz dolu kahkahalar atar
Yapraklarının arasından geçerken batı rüzgârı
(Sappho M.Ö 600-700)
…
İnsan tarih boyunca adım attığı her toprağa bu çiçeğe olan haykırışlarını taşımıştır. Bu kadar yazılıp çizilen, bir umut vardır dünyada bir de gül. Bu sırlar çiçeği sanki ardından koştukça kendini daha da gizlemiş bizden. Bir türlü altında evrenin tüm sırlarını sakladığı peçesini kaldırıp da yüzünü göstermemiş. Belli ki o bizim değil, biz onun hikâyesine dâhil olmuşuz hep.
Bülbül olup öteyim, dost bahçesinde yatayım
Gül olu ben açılayım, ayruk dahi solmayayım
Aşkdır derdin dermanı, aşk yoluna koydum canı
Yunus Emre eydur bunu, bir dem aşksız olmayayım.
Derken Yunus Emre, kimileri de gülün dikeninden yakınmış ama gülden bir türlü vazgeçememiş. Ama Mevlana; “Düşüncen gül ise gülistansın, diken ise dikenliksin” derken yanılmıyormuş. Konya’daki türbesi ruhuna yaraşır şekilde, zamanında Selçuklu Sarayı’nın paha biçilmez gül bahçeleri olan yerde bulunmaktadır.
Eski bir Çin atasözü şöyle der; “diken gülü korurken, sadece çiçeğini çalmak isteyenlerin canını yakar”. Aşka sahip çıkan bir hayat birkaç dikene de razı olacaktır elbet ama aşksız bir yaşam gülden de yoksun kalır.
Birçok antik eserde Dünya hep gül ile özleştirilmiş. İran atasözünün ifade ettiği gibi “ dünya bir güldür, gülü kokla, hazzına var ve sıradakine teslim et”. Kutsal yazıtlar, tüm çorak ve yalnız toprakların (ruhlarımıza gönderme yapar) bir gün çöllerin gülün çiçek açması gibi onurlandırılacağını söyler.
Edith Piaf’ın La Vie En Rose şarkısı bir dua gibi söylenip durmaz mı?
“Geçmesin dursun zaman
Sürsün sonsuza dek
Pembe yaşam”
Zaman hayatımıza güller taşırken, gül yalnızca kıymetini bilen kalplerin topraklarında köklenir. Bizim aşk dediğimiz, dünyalar içinde bir dünya, güller içinde bir tek güldür. Hepsi renkleri, kokuları ve tatlarıyla birbirinden güzeldir. Birbirlerine benzer, birbirlerini anımsatırlar. Ama içlerinden biri benzersizdir. Bir eşi daha yoktur. Onun kıymetini ancak bir tek yürek bilebilir.
Kah Dünya’da, kah başka bir gezegende, gülün ruhu rüzgarı sırtlanıp yapraklarını gererek onu dileyen kalbin topraklarına uçar. Bir gün biz farkında olmadan ayaklarımızın dibinde gizlendiği tohumundan çıkarak özlemle uzatır kollarını güneşe doğru.
Küçük Prens’in küçük gezegenindeki çiçeği de aynen böyle nereden geldiği belli olmayan bir tohumdan filizlenmiş. Küçük Prens bu filizden sonunda ortaya olağanüstü bir şey çıkacağını sezmiş. Yeşil odasında saklanan bu çiçek günlerce süslenmiş, giyinmiş, hazırlanmış, taç yapraklarını özenle düzenleyip bir gün tam da güneş doğarken kendini göstermişti.
Bu kadar özenli bir çalışmadan sonra esneyerek şöyle dedi:
- Ah! Yeni uyandım… Özür dilerim… Saçım başım darmadağınık…
Bunun üzerine hayranlığını gizleyemeyen Küçük Prens:
- Ne kadar güzelsiniz
- Öyleyimdir… Dedi çiçek yavaşça. Hem güneşle aynı zamanda doğdum…
Küçük prens çiçeğin pek de alçak gönüllü olmadığını anlar ama yine de ne kadar heyecan vericidir!
- Sanırım kahvaltı vakti geldi, diye eklemişti çiçek biraz sonra, lütfen beni de düşünür müsünüz?
Ve Küçük Prens adamakıllı şaşırıp, gidip süzgeçli kova dolusu taze su getirerek çiçeğe kahvaltısını vermişti.
Böylece çiçeğin biraz da kuşkucu övüngenliği çabucak tedirgin etmişti Küçük Prens’i. Örneğin bir gün dört dikeninden söz ederken ona şöyle demişti:
-Kaplanlar pençeleriyle gelsinler de görelim!
Benim gezegenimde kaplan yok, diyerek karşı çıkmıştı Küçük Prens. Hem kaplanlar ot yemez.
-Ben ot değilim demişti çiçek kırılganlığını gizleyemeyerek.
-Özür dilerim…
-Kaplanlardan hiç korkmam ama rüzgardan ödüm kopar. Acaba bir paravanınız bulunur mu?
“Rüzgardan ödü koparmış… Bir bitki için olacak şey değil bu, demişti Küçük Prens. Bu çiçek anlaşılmaz, çok karışık bir şey…”
Küçük Prens, sevgisinde iyi niyetlidir ama çiçekten çabucak kuşkulanır. Söylediği önemsiz sözcükleri ciddiye alır ve çok mutsuz olur.
Dünyadayken çölün ortasında düşen uçağını tamir etmeye çalışan pilota (yazarın kendisi) şöyle diyecektir:
“ Onu dinlememeliydim. Çiçekleri hiçbir zaman dinlememek gerekir. Onu seyretmeli, koklamalı. Benim çiçeğim gezegenimi güzel kokularla dolduruyordu, ama bundan sevinç duymayı bilemedim. Beni çok sinirlendiren kaplan pençeleriyle ilgili sözlerine gelince bu da aslında bende acıma duygusu uyandırmalıydı.
…O zamanlar hiçbir şey anlayamamıştım! Onu sözlerine değil eylemlerine bakarak değerlendirmeliydim. Beni güzel kokulara boğuyor, bana ışık saçıyordu. Onu asla bırakıp kaçmamalıydım! O küçük hilelerinin arkasındaki sevgisini görmeliydim. Ama ben o sıralar onu sevmeyi bilemeyecek kadar küçüktüm…”
Küçük Prens gezegenini terk etmeye karar verdiği gün çiçeği son bir kez sulayıp fanusun altına güvenilir bir yere koyacağı sırada içinden ağlamak geldi.
- Hoşça kal dedi çiçeğe Küçük Prens.
Ama çiçek yanıt vermedi.
- Hoşça kal diye yineledi Küçük Prens.
Çiçek öksürdü sanmayın ki nezle olmuştu.
- Budalalık ettim dedi sonunda. Senden özür diliyorum, mutlu olmaya bak.
Küçük Prens kınanmamasına şaşırmıştı. Elinde tuttuğu fanusu havada, öylece kalakalmıştı. Bu dinginliğin, bu yumuşaklığın nedenini anlayamamıştı.
- Elbette seviyorum seni, dedi çiçek. Benim hatam yüzünden bunu asla anlayamadın. Hiç önemi yok. Ama sen de benim kadar budalalık ettin. Mutlu olmaya bak, şu fanusu da elinden bırak. İstemiyorum artık onu.
- Ama rüzgar…
- O kadar da nezle değilim… Gece serin, iyi gelir bana, ben bir çiçeğim.
- Ya hayvanlar…
- Kelebeklerle tanışmak istersem birkaç tırtıla da elbette katlanmalıyım. Anlaşılan kelebekler çok, çok güzel. Hem başka kim beni ziyaret edecek ki? Sen uzakta olacaksın. Büyük hayvanlara gelince, onlardan korktuğum yok. Pençelerim var ya.
Bu sırada saf saf dört dikenini gösteriyordu. Sonra ekledi:
- Boşuna dolaşıp durma öyle, sinir bozucu bir şey bu. Gitmeye karar vermişsin. Çek git.
Çiçek Küçük Prens’in kendisini ağlarken görmesini istemiyordu çünkü. Öyle gururlu bir çiçekti ki…
Böylece Küçük Prens gezegenini terk eder. Birçok serüvenden sonra en son Dünya’ya gelir. Küçük prens uzun süre kumlar, kayalar ve karlar arasında yürüdükten sonra bir yola girer. Kendisini bir anda çevreleyen bir gül bahçesinde bulur. Tam 5000 gülün bulunduğu bu yerdeki her çiçek kendi çiçeğine tıpatıp benzemektedir.
Gezegenindeki çiçeği kendisine evrende bir tek olduğunu söylemişti oysa buradaki güllerin hepsi aynı ona benziyordu. Birden bire kendini çok mutsuz hisseden Küçük Prens otların üzerine uzanıp ağlamaya başladığı zaman tilki ortaya çıkar.
Muhteşem ayrıntılarla bezeli bu bölümde tilki ona, “ancak evcilleştirdiği şeyleri gerçekten tanıyabileceğini” söylemiştir. Bunun üzerine Küçük Prens tilkiyi evcilleştirdikten sonra gül bahçesindeki gülleri yeniden görmeye gider;
- Siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz, bir işe de yaramazsınız bu halinizle. Sizi kimse evcilleştirmemiş, siz de kimseyi evcilleştirmemişsiniz. Vaktiyle tilkim ne idiyse siz de öylesiniz. Yüz binlerce tilkiden biriydi, onu dost edindim, şimdi dünyada yok eşi benzeri.
Güller tedirgin olmuşlardı.
- Güzelsiniz ama bir işe yaramazsınız, dedi onlara ayrıca. İnsan sizin için canını veremez. Elbette yoldan geçen biri benim gülümün size benzediğini sanabilir. O tek başına hepinizden daha önemli. Çünkü suladığım o. Çünkü fanusun içine koyup onu rüzgardan koruduğum o. Çünkü tırtıllarını öldürdüğüm o (2-3 kez kelebek olsunlar diye bıraktıklarımın dışında). Çünkü sızlandığı hatta böbürlendiği ya da hatta kimi zaman sustuğu sırada kulak kesildiğim o. Çünkü benim gülüm o.
Bunları söyledikten sonra tilkiyle vedalaşmak için geri dönen Küçük Prens:
- Hoşça kal, dedi.
- Hoşça kal, dedi tilki.
- Bak işte sana vereceğim sırrım; Çok basit, insan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür, iyi anlar. Gözler bir şeyin özünü göremez.
- Gözler bir şeyin özünü göremez, diye yeniledi Küçük Prens.
- Senin gülünü bu kadar önemli kılan onun için harcamış olduğun zamandır…
- Gülüm için harcamış olduğum zamandır… Dedi küçük Prens unutmamak için.
- İnsanlar bu gerçeği unuttular, dedi tilki. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin her şeyden sorumlu oluyorsun. Gülünden sorumlusun…
- Gülümden sorumluyum, dedi Küçük Prens unutmamak için…
…
Sonunda yılandan onu gezegenine götürmesini isteyen Küçük Prens ile yazar arasında son olarak şu konuşmalar geçecektir:
- Senin dünyandaki insanlar, dedi küçük Prens, bir bahçenin içinde binlerce gül yetiştiriyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar.
- Doğru, bulamıyorlar dedim.
- Aslında aradıkları tek bir gülde, ya da bir damla suda bulunabilir.
- Evet, haklisin dedim.
- Ama kördür gözler. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçekleri görebilir…
“bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur.
Sanki yıldızlar çiçek açmış gibi olur!Geceleri yıldızları seyredeceksin. Benim yıldızım o kadar küçük ki sana nerede olduğunu gösteremem. Böylesi daha iyi. Benim yıldızım senin için yıldızlardan biri olacak. Öyle ki tüm yıldızları seyretmekten hoşlanacaksın. Ben bu yıldızlardan birinden olacağım, bu yıldızların birinden gülümseyeceğim sana. Sanki tüm yıldızlar gülümsüyormuş gibi gelecek sana.
Gül-mesini bilen yıldızların olacak…”
. . .
17.12.2008
Kristin Demirci
© 2008 – 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.
1 Yorum yapildi “Gül – Kalpler Büyüten Ağaç – V”
Yorum yap

Aralık 19th, 2008 at 07:27
Sen bu yazıları yazarken kendin gül olup boyvermiş, okuyanlara da kendi kalbinin gülistanını açmışsın…
Ben de izninle bu yazıları alıp şu çılgın ama güzel dünyada birşeyleri saygı ve sevgiyle büyütmek için emek veren herkese hediye ediyorum. Yaşama kendinden birşeyler vermek için çabalayanların toprağından su, yüreğinden umut eksik olmasın.