Mai Mira

"…Kendi deniz yildizinin parildadigi yere dek…"

AstroFaculta

Linkler

Gül – Kalpler Büyüten Ağaç III



Sembolizm dediğimizde, sonsuz anlamları içinde bulundurabilen anahtarlar aklımıza gelir. Çiçekler insan var olduğundan beri doğum, yaşam, ölüm, sevinç, keder, kutsal aşk, gençlik ve güzellik gibi derin manaları ifade eden semboller olarak kullanılmıştır.

Bazen düşünüyorum da, acaba dünyada hali hazırda tek dil konuşulduğu zamanlar, Tanrı bize kızıp Babil’de bizi farklı “dillere” ayırıp lanetlemeseydi ne olurdu? Bana kalırsa birbirimizi tam olarak anlamanın imkânsız olduğu bu evrende semboller her zaman kurtarıcı olmuştur. O zaman bırakalım da “dilin” bittiği yerde çiçekler konuşsun : )

Zaman içerisinde çiçekler renkleri, kokuları ve görünümleriyle kendilerine yakışan manaları taşımaya başlamışlar. Bu içlerindeki büyük erkin nedenidir. Bizim onların sihirli dünyalarını keşfetmemizi beklerler. Bu nedenle yardımlarını istediğimizde bizden asla esirgemezler…

Gül Doğu topraklarında hayatın ve yeniden doğuşun simgesidir. Hindistan’da “mükemmel güzelliği” ifade etmektedir. Çin’de ise kusursuz gençliğin sembolü olarak karşımıza çıkar. Hıristiyanlığın ilk döneminde İsa’nın vücudundaki 5 yara, Gül’ün 5 taç yaprağıyla özdeşleştirilmiştir. Buna bağlantılı olarak da Roma’nın çöküş dönemini de sembolize etmektedir. Ama Roma hükümdarlığının güle duyduğu büyük tutku hala akıllardayken, kilise en başta Gül’ün dini bir sembol olarak kullanılması konusunda tereddüt etmiştir. Daha sonrasında ise Kırmızı Gülü “kurban-şehit kanı” olarak kabul ettiğini açıklamıştır. Budistlerde de benzer ifade ve kaynaklara rastlanmaktadır.

Mitolojide Venüs’ün oğlu Aşk tanrısı “Cupid” (Eros olarak bilinir) Venüs’ün “şehvetli kaçamaklarının” saklı tutulması için Sessizlik Tanrısına rüşvet olarak “Gül” verir. Bu yüzden Gül mahremiyeti ve gizliliği de sembolize eder. Roma geleneklerinde akşam yemeklerinin yendiği odanın duvarları güllerle süslenirdi. Bu zarif gelenek, gelen misafirlerin yemek boyunca anlatılanları sır olarak saklamaları gerektiğine yönelik bir hatırlatmaydı. Temel olarak bu inanç eski hermetik bilgilerden gelmektedir.Latince Sub Rosa (Gülün alt kısmı) deyimi, el altından ya da gizli olarak yapılanı ifade etmek için kullanılır.

“Kırmızı gül şehveti fısıldar ve beyaz gül aşkın nefesidir, ah kırmızı gül bir şahin gibiyken beyaz gül bir güvercindir.” Der John Boyle O’reilly.

Diğer hiçbir şey saflığı, masumiyeti ve inceliği beyaz gül kadar yalın ve tam anlamıyla ifade edemez. Çünkü beyaz güller lekelenmemiş gerçek aşktan bahsederler. Gelin buketlerinin geleneksel seçimi beyaz güllerdir. Kokusunu en çok sevdiğim de beyaz güldür. Serin ve nemli kokar. Gözyaşlarının ardından gelen huzuru anımsatır bana.

Kırmızı ve beyaz güller, bütünlük ve birliğin, pembe güller zarafetin, merhametin ve kırılganlığın, sarı gül ise sevincin sembolüdür. Kırmızı renk en başlardan beri yaşamın içindeki derin duyguların mecazi varlığını ifade etmiştir. Kırmızı gül ise aşkın ve sadakatin en çok bilinen ve kullanılan sembolü haline gelmiştir. En güçlü sevgi mesajını gül taşır.

Çok eski zamanlardan beri insanlar gülü kalplerine yakın tutmuşlardır. Ben gül sarmaşıklarının kalpler büyüten ağaçlar olduğunu düşünmüşümdür. Size gül veren kişi o kalbi büyük bir cesaretle kendi ağacından koparıp tutku ve şefkatle getirmelidir. Bir Çin Atasözü şöyle demektedir; “ Gül sunan bir elde, daima bir miktar gül kokusu kalır”.

Gülün en başlıca ifadesi simyada yerini bulmaktadır. Temelde 5 taç yaprağından oluşan gül, geometrik beşgen şeklini ve beş köşeli yıldızı sembolize eder. Aynı zamanda 5 elementtir. 5. Element kalp ya da ruhtur. Beş köşe insanın maddesel boyutunu da temsil etmektedir (kollar, bacaklar ve baş bölgesi). Pembe gül tam bir paradoksal sembolizm dilidir. Bu çiçek İsis, Venüs, Bakire Meryem’i tasvir ettiği gibi aynı zamanda Osiris, Adonis ve İsa’nın kanını da sembolize eder.

Gül karşıt kutupların kavuşumu bir nevi kozmik evliliğidir. Kırmızı gül erkeksi kabul edilir ve Güneşsel –kalp- (kükürt, yanıcı) olarak tariflenir, beyaz gül ise kadınsı olarak kabul görür ve Aya özgü ruhuyla (tuz) anılır. Bu ikisinin evliliğinden Filozofun çocuğu Merkür doğar. Bunun üstüne zıtlıkların paradoksal evrenine uzanan felsefeler inşa edilir.

Eskiden beyazın “ışığın” doğal rengi olduğu düşünülürken artık beyazın tüm renklerin karışımı olduğunu biliyoruz. Bakire Meryem’in gül bahçelerinde ya da elinde bir gülle tasvir edilmesi bu her şeyi kapsayan ulvi aşka göndermedir. Taşıdığı gül ise Meryem’in bu aşktan aldığı kutsal gücü gösterir.

Gül bahçeleri tamamen kutsal bir yerdir. Bir tamlık yeri, bir gizemli gerdek odası, bir kozmik düğündür. Tek bir kırmızı gül ise kişinin gizli merkezini ifade eder. Kadının ya da erkeğin kalpler içindeki kalplerini simgeler.

İçimizdeki paha biçilmez incinin saflığını betimler. Ne demiş Rumi bir simyacı, “kupkuru ve bembeyaz acının uzandığı sonsuz çölde aklımı kaybettim ve bu gülü buldum” Gül kalbin sırları ve konuşulmaması gerekenlerdir. Bu yüzden sessizlik adına içilen bir ant gibi de karşımıza çıkabilir!

Yahudi efsanelerine göre gülün rengi dünya topraklarını koyulaştıran ilk kanı temsil eder. Cermenler gülün ölüler diyarına (yer altı dünyası) ait bir sembol olduğuna inanmış, savaşlarını “gül bahçeleri” olarak isimlendirmişlerdir. Bu iki benzer inancın birbirleriyle sürekli çatışmaları ilginçtir, belki de inandıkları yerin cehennem olmadığını keşfetmeye ihtiyaçları vardır. Ne demiş Mevlana; “Ektiğin dikeni gül bahçesinde arama!”.

Eski çağlarda çiçeklerin çiçeği olarak bilinen gül dünyayla “ruh” arasında bir köprü gibidir. Peki, insanlar bize neden gül bahçesi vaat edemez? Gül bahçesi eski yazılarda betimlendiği şekliyle en derin düşüncenin, aydınlanmanın yeridir. En saf, en güzel ve kusursuz olan tek yeri ifade eder. Göksel haz ve onun evrenle olan bütünlüğünün izdüşümü gibidir. Gül bahçesi cennettir

© 2008 – 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.

Yorum yap