on Çarşamba, Aralık 17th, 2008 at 02:32 MaiMira, Rayihanın Mistik Yolculuğu. RSS 2.0
Mai Mira
"…Kendi deniz yildizinin parildadigi yere dek…"
Gül – Kalpler Büyüten Ağaç II

Gül’ün (İng. Rose) bitkibilimdeki adı “Rosa”dır. “Doğmak, yükselmek” anlamına gelen “rise” sözcüğünden türemiştir. 30,000 den fazla çeşidiyle güller en karmaşık soy ağacına sahip bilinen tek bitki türüdür. Paleontologlar (bitki – hayvan fosillerini ve tarih öncesi çağları inceleyenler) yaban güllerinin yeryüzünün üçüncül periyodunda ortaya çıktığını saptamaktadır. Bu da takribi 70 milyon yıl öncesi demektir. Yani dinozorların yok olduğu son buzul çağı. Bu demek oluyor ki güllerin soyu insanların evriminden bile daha öncesine dayanmaktadır. Gerçekten de olağanüstü bir serüven değil mi?
Gül ,“toprağın kadim yeşillerinden” sonra bilinen en yaşlı çiçek olarak insanın yaradılışına tanıklık etmiş bile olabilir. Kim bilir belki de birçok medeniyette “gizlice” ifade edildiği gibi, yaradılışın ta kendisidir. 40 milyon yıl önce bir gül arduaz rengi tortusunu “çiçek fosilleri yatağı” olarak bilinen yerde Colorado’da bırakmıştır. Yine aynı şekilde Oregon ve Montana’da bulunan fosiller 35 milyon yıl öncesinden gelmektedir. Almanya ve Yugoslavya’da da gül fosillerine rastlanmıştır.
Güllerin “yaban gülü” olarak bilinen ataları sadece 5 yapraklıdır. Günümüzün çok yapraklı gülleri aslında melezleştirilerek üretilmiştir. Çok ilginçtir ki Gül Kuzey’de, Norveç ve Alaska’ya kadar genişleyen bir alanda yetişebilmektedir. Güney’de Meksika ve Kuzey Afrika’ya kadar olan bölgelerde de güllere rastlanır. Ama hiçbir yaban gülüne ekvatorun alt kısmında rastlanmamıştır!
Görünüşe göre Gül, Asya’nın merkezinde ortaya çıkmış ve Kuzey yarıküre boyunca yayılmıştır. Yazılı tarihin bile tanıklık edemeyeceği milyonlarca yıl görüp geçirmiş gülün değerini ilk olarak en erken dönem medeniyetlerden olan Çinliler, Mısırlılar, Fenikeliler, Yunan ve Romalılar fark etmiş ve yaklaşık 5000 yıl öncesinden başlayarak gül yetiştirmeye başlamışlardır. Gül ilk olarak Orta Doğuda yetiştirilmeye başlanmıştır (Babil, İran, Suriye). Buradan ikinci olarak yetiştirildiği yerlere yani Roma ve Yunan toplarına ulaşır. Daha sonraki sıralamada ise Çin, Japonya ve Hindistan gelir. Eski Mısır’da gül yetiştiriciliği ise daha geç tarihlerde yaklaşık olarak M.Ö 300’lerde Yunan Batlamyos Hükümdarlığı sırasında başlamıştır.
Gülün varlığına dair ilk yazılı kaynaklar Irak’ta bulunmuştur ve M.Ö 3000 yılına aittir. Bundan sonraki referans, Sappho’nun “Güle Övgü” adındaki methiyeleri olarak bilinir. Eski yazılı Sümer kaynaklarına göre ise Kral Sargon M.Ö 2400 yıllarında Küçük Asya’dan ( Türkiye) askeri birlikleriyle ülkesine dönerken yanında getirdiği bitkilerin arasında, asmalar, incir ağaçları ve gül bulunmaktadır.
Yaklaşık olarak M.Ö 1700’lerde ise 5 yapraklı pembe Gül türünün fresklerine Girit adasında rastlanmıştır. Mısırdaki kutsal mezarların keşfedilmesiyle güllerin o zamanlar çelenk yahut tılsım olarak ölen önemli kişilerin yanına konduğu ortaya çıkmıştır. Hawara Lahit’inde ( ilk olarak arkeolog William Flinders tarafından keşfedilmiştir) bulunan güller M.S 170 yılına kadar o topraklarda var olduklarına dair izlerini yine yazılı kaynaklarımıza taşımıştır. Eski Mısır’ın mumyaları arasında, mumyalama işleminde kişiyi onurlandırmak için kullanılan “taşlaşmış” Gül tomurcuklarına da rastlanmıştır. Araştırmacılardan bazıları M.Ö 14. Yy’ da ölen IV. Thutmose’un mezar taşı üzerine resmedilmiş güller bulmuşlardır. Daha sonrasında hiyerogliflerdeki betimlemeler de deşifre edilmiştir.
Yaklaşık olarak M.Ö 500 yıllarında Konfüçyüs, İmparatorun görkemli bahçelerinde yetişen güller hakkında yazmakla kalmamış aynı zamanda Çin’in İmparatorluk Kütüphanesinde gül hakkında yazılmış yüzlerce kitabın varlığını da kayıtlarına geçmiştir. Bu kayıtlarda dendiğine göre Han Hanedanı (M.Ö 207- M.S. 220) güllere takıntılı bir şekilde ilgi duymaktadır. Öyle ki ülkesinin toprak kayması tehlikesi altındaki arazilerinin verimleştirilmesine ve yenilebilecek ürünleri ekilmesine ihtiyaç vardır. Ama imparator buraları sabanla sürdürüp yerine birkaç gül bahçesi yapılması emrini vermiştir.
Yunan bilim adamı ve aynı zamanda yazar olan Theophrastus M.Ö 300 yılında o zamana kadar bilinen gül türlerini kategorilemiş ve betimlemiştir. Bu betimlemelerde gül yapraklarının 5 taneden 100 e kadar artabildiğini söyler. Gülün bilinen ilk botanik tarifi budur. Makedonya Kralı Büyük İskender de o sıralar bahçesinde gül yetiştirmektedir. Mısır’da Gül yetiştirilmesi hakkında deneyimleri olduğu söylenmektedir. Bu gülleri Avrupa’ya getirmesi dolayısıyla itibar kazanan isimlerden biri olmuştur.
Gül insanoğlunun bildiği en yaşlı çiçek olmakla kalmaz aynı zamanda en popüleridir. Hanedanlık zamanında Babil krallarının İran’daki sarayları güllerle donatılırdı. Burada aynı zamanda parfüm için özü çıkarılır ve şilteler gül yapraklarıyla doldurulurdu. Güller Babil’in asma bahçelerinde ve Kral Süleyman’ın Kudüs’teki tapınağında da yetiştirilmiştir. Babür Hükümdarlığı zamanında imparatorlar Keşmir de muhteşem güzellikte gül bahçeleri meydana getirtmişlerdir. Ülke halkı Hükümdarlarını uğurlamak ve karşılamak için nehre gül yaprakları serperlermiş.
Bundan sonraki dönemde gül, Romalılar tarafından da saplantılı bir tutkuyla sevilmeye başlanmıştır. Roma İmparatorluğunun aşırılıkları göz önüne alındığında bunun ne şekiller de abartılmış olabileceği elbette öngörülebilir. Öyle ki köylüler yenebilecek ürün ekip biçmek yerine imparatorluk kuralları gereği imparatorun isteğine hizmet etmek adına gül yetiştirmek “zorunda” bırakılmıştır. Bu yetmezmiş gibi Roma imparatorları yüzme havuzlarını, banyolarını ve fıskiyelerini gül suları ve yaprakları ile doldururlardı. Festivallerde ya da o ünlü “âlemleri” için toplandıklarında gül yapraklarıyla bezenmiş halılar üzerinde otururlardı.
Örneğin Elagabalus ( en tartışmalı Roma İmparatorlarından biridir. Saltanatı sırasında Roma dinsel geleneklerine ve cinsel tabulara büyük bir aldırmazlık örneği göstermiştir ) misafirler için yüz binlerce gül yaprağının yüksek tavanlardan aşağıya, başlarının üzerine serpilmesinden büyük keyif alırmış. Güller Roma imparatorluğu dönemi boyunca yaygın olarak orta doğuda yetiştirilmiştir. Evlerde, dekoratif olarak ve kutlamalarda konfeti şeklinde kullanılırdı.
Aynı zamanda medikal kullanım alanları olduğu gibi parfüm yapımında da bir kaynak oluşturmaktaydı. Romanın yüksek sosyete hanımları gül yapraklarını özellikle kırışıklıklara karşı yapılan bir takım lapa – kürlerin içine ekleyerek kullanırlarmış. Gül yaprakları aynı zamanda şarapların içinde de kullanılmış, sarhoşluğu geciktirdiğine inanılmış. Zafer kazanan askerler eve dönüşlerinde halk tarafından tüm evlerin balkonlarından başlarının üzerine gül saçılarak karşılanırmış.
Zevk Düşkünü İmparator Nero zamanında, Romalılar Yunanlılara karşı sağladıkları üstünlüğü kutlamak için saraylarına davet edilen misafirlerin üzerine tonlarca gül yaprağı dökerlerdi. Yeni evli çiftler sıklıkla gül yapraklarıyla onurlandırılırlardı.
Romalılar güle Rosa Gallica adını verenlerdir. Gallica “Gal” diline ait olan (galya) yani Fransız demektir. Bilinen en eski gül Rosa gallica türü olarak saptanmıştır.”Fransız Gülü” denilen bu tür yılda sadece bir kez açmakla beraber Avrupa’nın merkezi ve Güney tarafında aynı zamanda Doğu Asya boyunca yaygın olarak varlığını sürdürmüştür. Bu çeşidine hala aynı yerlerde rastlanmaktadır. İzleri Acemlerin (eski İran medeniyeti) gülü aşkın sembolü olarak kabul ettikleri M.Ö 12. Yüzyıl zamanına kadar sürülebilse bile kökleri kesin olarak bilinmemektedir.
Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonra Ortaçağ Avrupa’sı saldırı ve yağmacılarla uğraşmak zorundaydı. Görkemli gül bahçeleri yetiştirmek imkânsız gibiydi. Yaban gülleri ortaçağ boyunca ilk olarak rahipler ve o zamanların şifacıları tarafından bitkisel faydaları gözetilerek yetiştirilmiştir. Manastırlar bu dönemde botanik araştırmaların merkezi haline gelmişti. Güller bu sabit ve kısır koşulları atlatarak zaman içerisinde hususi bahçelerde yetiştirildi.
Bu tarihi sürecin sonunda ise yaban gülü saray, şato ve malikânelerin özenli gül bahçelerinde yer almaya başlar. 13. Ve 14. Yüzyıllar boyunca orta doğudan dönen haçlı askerleri görkemli gül bahçelerinin hikâyeleri ve aynı şekilde yanlarında getirdikleri gül örnekleriyle ülkelerine geri döndüler. Bu süreçten sonra seyahatler çoğaldı. Tüccarlar diplomatlar ve âlimler gül ve diğer birçok bitkinin ticaretini yapmaya başladılar. Bu şekilde güle olan tutku yeniden alevlendi.
15. yüzyıl boyunca İngiltere yönetimini kazanmak uğruna yapılan çatışmalarda gül tarafların sembolü olarak kullanılmıştır. Beyaz gül York, kırmızı Gül ise büyük Britanya kraliyetinin simgesi haline gelmiştir. Bu iki taraf arasındaki bariz anlaşmazlık elbette sürpriz olmayacak ve “gül savaşı” olarak bilinen dönemi ortaya çıkaracaktır.
Gül sevdası Napolyon Bonaparte’nin karısı Josephine’nin Paris’in 7 mil doğusunda kalan Chateau de Malmaison’daki malikânesinde inşa ettiği gül bahçesinde 250 çeşit gülü bir araya getirmesine neden olur. Bu botanik bilimciler için oldukça kapsamlı ve en iyi kaynaklardan birini oluştura gelmiştir.
Hibiscus yani çingülü ya da amber çiçeği olarak bilinen türler tropikal kuşak boyunca yetişebilmektedir. Bunların en popüleri ise Çin gülüdür. Kökleri Çin ve Hindistan’a dayanmaktadır. Bu çiçek Aşkın Çiçeği olarak betimlenir parfümlerde ve düğünlerde çelenk yahut taç olarak kullanılırdı. Avrupalı tüccarlar yüzyıllar sonra doğu kaynaklarını, çayı ve Çin güllerini keşfedene değin senede bir kez açan gül cinsi batı dünyasında bilinen tek çeşitti.
19. yy başlarına kadar Avrupa’daki güller pembe tonlarında ya da beyazdı. Bizim romantik ve yıl içinde birçok kez açabilen kırmızı gülümüz 1800 civarında Çin’den gelmiştir. Orta Doğu’dan gelen bu alışılmadık kırmızı ve sarı güller Avrupa’da bulunan beyaz ve pembe tonlarındaki güller ile melezlenme işlemlerine tabi tutulur. Bu şekilde günümüzde hepimizin bildiği oldukça parlak renkteki, yılda birden fazla kez açan güller üretilmiş olur.
Olur, olmasına ama bu vesileyle bilinen eski bahçe güllerinin değerli kokusundan ve sağlıklı yapısından da feragat edinilmiş olur. Üretilmeye başlanan güller muhteşem görünmektedir evet ama bunun dışındaki niteliklerini çoğunlukla kaybetmiştir. Üretilen bu melezler iklim şartlarından etkilenerek bir takım dengesizlikler (hastalıklar) göstermiş, bir çeşit toz mantar tutmaya başlamışlardır.
İlk zamanlardan beri işin uzmanları gülleri 2 ana gurupta değerlendirmişlerdir. Avrupa’da 1800 yılından önce yetiştirilen eski zaman gülleri ve 19. Yy’ da yetiştirilmeye başlanan günümüzün modern gülleri. Gül Çağının başlangıcı ilk melez gül çayının tanıtıldığı zaman olarak saptanmıştır.
Fransız Gül yetiştiricisi Guillot tarafından 1867 yılında üretilen ve “La France” denilen bu çay çeşidi modern gül çağını başlatmış olur.
Gülün çok uzun zamandan beri beden, zihin ve ruh açısından bir besin olarak görüldüğü kuşku götürmez. İran’da “Şam gülü “ olarak bilinen bir gül çeşidinin yağı ve gülsuyu oldukça büyük rağbet görmüş ve tüm dünyaya ticareti yapılmaya başlanmıştır. Yunanlar gül kokulu zeytinyağını parfümlerinin içeriğinde, hastalığı uzak tutmak ve ölümlerinden önce kutsanmak için kullanmışlardır. Gül cilt bakımında vazgeçilmez bir elemandır. Yaşlanma karşıtı niteliğindeki neredeyse her üründe kullanılır.
Kozmetiklerde kullanılan gül yağı, yine gül tomurcuğundan elde edilmektedir. Gül yağı, gül yapraklarının buhara maruz bırakılarak özünü bırakmasıyla elde edilir. 1000 kg gül yaprağından 1 kg öz çıkarılmaktadır. Bu yağ çağlar boyunca parfüm endüstrisi tarafından kullanılmıştır. Gül suyu gül yağından elde edilir. 19. yy da eski zamanların kokulu gülleri reçel yapımında kullanılmıştır.
Kırmızı gül İngiltere’nin sembolüdür. Aziz George gününde giyinilir ve taşınır. Aşkın sembolü olarak sevgililer gününün vazgeçilmezidir.
Dünyanın hala varlığını sürdüren en yaşlı gülleri 1000 yaşındadır. Sarmaşık halindeki bu güller, güzel yapraklarını Almanya’daki Hildesheim katedralinin duvarlarında açmaya devam etmektedir.
© 2008 – 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.
1 Yorum yapildi “Gül – Kalpler Büyüten Ağaç II”
Yorum yap

Şubat 2nd, 2009 at 21:26
Hic bu kadar sey bilmiyordum guller hakkinda ,emeginize saglik ,cok sey ogrendim gercekten..