Mai Mira

"…Kendi deniz yildizinin parildadigi yere dek…"

AstroFaculta

Linkler

Yıldız Çiçeği – Yasemin


Bu günlerde “klavyemiz” durmadı. Cennet bahçesinde gezindik, Beyrut’un kadınlarını dinledik, Kahire’ye yolumuz düştü. Sulu mu sulu elmalar yedik derken, şimdi de Dünya’nın zirvesine yakın topraklara, Himalayalara uğrayacağız. Bu sefer eşi benzeri olmayan bir çiçeğin kokusunu takip edeceğiz. Ne de olsa öylesine ihtişamlı bir kokudur ki bu, kendi bedenini göstermezden evvel sarar sarmalar her bir yanı o narin ama bir o kadar da ateşli ruhuyla.

Çiçeklerden potpuri yapılır, ama bu çiçek aralarına alınmaz. Eğer aralarına sığışmaya kalksa bir tanecik, minicik çiçeğiyle bile bütün çiçekleri gölgede bırakır. Tarih boyunca adına destanlar yazdırmıştır. Bir koklayan bir daha unutamaz. Sessizliği ve büyüsüyle dolanıp dururken etrafta, asla ağzını açıp serüvenini anlatmaz. Daha çok bizi izler ve dinler. Usulca saklanır en “büyük” aşklarımızın arasına.

Milyonlarca insanın zihninde, cennet Yasemin’in kokusuyla betimlenir. Egzotik, güzide, çarpıcı, istekli, kendinden geçiren bir çiçektir. Duygularımıza hitap eder ve onun tarafından anında uyarılırız. Verdiği keyif öylesine cennetlidir ki, bu haz yeryüzünde bir tek aşk ile özdeşleştirilebilinir.

Bu yüzden Hindistan’ın Aşk Tanrısı Kama figürlerinde kullanılan Yasemin çiçekleri, kalbi delip geçen duyguları ifade ettiği gibi aynı zamanda ilahi umudunda temsilcisidir. Hintli gelinler evlenirken saçlarına Yasemin çiçekleri takarlar, bu gelenek evli çiftin sevgisinin daimi olması ve ebediyete kadar sürmesi için kutsanmalarının sembolüdür.

Neredeyse “amber” nitelikleri taşıyan özüyle “esansların kralı” olarak betimlenir. Çiçekleri ise oldukça kadınsıdır. Gül ise haklı olarak esansların ”kraliçesidir”. Ama Yaseminin ilginç olan özelliği iki cinsiyetle de her zaman uyum sağlamasıdır. Gül ise bariz bir şekilde kadınsıdır.
Bütün evren tarafından tutkuyla sevilen Yasemin en çok yaz akşamlarını hatırlatır bana. Hafifçe esen meltemin beline dolanıp, yüzüme değmesini anımsatır. Ruhumu en unutulmaz anlara doğru yükseltir.

İlk olarak köklendiği yer İran – Keşmir topraklarıdır. Mısır’a ise M.Ö 1000 civarında vardığı tahmin edilmektedir. Avrupa’ya ilk olarak 17. Yy civarında İspanya üzerinden getirilmiştir.
Bilinen en az 43 evcil çeşidi vardır. Kategori bağlamında 150 farklı türeve kadar genişleyebilir. Genelde 2 çeşidinin yağları üretilir ve kullanılabilir(Jasmine Grandiflorum ve Jasminum Officinale). Diğerleri ise çok yüksek oranda esanslıdır. Öyle ki Yasemin çiçeği 100’ün üzerinde kimyasal bileşkeye sahiptir. Kullanılan çeşitleri, Çinlilerin ünlü “Yasemin Çayını” yaptıkları Jasmine Sambac ve Frangapansy denilen kırmızı Yasemindir.

Yaklaşık 7,6 milyon Yaseminden sadece ve sadece 1 kg öz (yağ) sağlanmaktadır. Bu yüzden en pahalı esanstır. Yapısı oldukça derin ve ham bir “hayvansı” (amber) notaya sahiptir. Öylesine yoğun ve baskın bir doğası vardır ki, birkaç damlası istenilen nitelikteki sonuçları almak için yeterlidir. Bu yoğun ve yayvanlığı yüzünden asla diğer kokular üzerinde tek başına ve dominant nota olarak kullanılmamalıdır. Kalite bakımından Hindistan Yasemini en iyi çeşididir (Chanel buradaki çiçekleri kullanır). Mısır Yasemini daha çiçeksi notalara sahipken, İtalyan Yasemini daha “meyvemsidir”.

Kutsal toprakların kutsal çiçeğinin bilinen en akıl almaz niteliği, o narin çiçeklerini yalnızca geceleri açıyor olmasıdır. Güneş yeryüzünü terk ederken, akşam saatlerinde Yasemin adeta süslenmeye başlar. Ay’ı karşılamak ve ruhunu ona sunmak için bir tek geceleri bırakır en nadide özünü. Ay’ın kızı Yasemin bu yüzden “Gecenin Kraliçesi” (Queen Of The Night) olarak tanınır.

Yasemin çiçeklerinin toplanma süreci gerçek bir seremonidir. Ele avuca sığmaz ruhu şafaktan hemen önce en yoğun özüyle şaha kalkmışken toplanır çiçekleri. Gün doğup da kokusunu götürmezden hemen önce. En mutlu ve “silahsız” oldukları tam o anda! Bu haliyle bile kokusunu günlerce muhafaza edebilir.

Bu Ay Perisi, mucizevi yaradılışıyla gizemin, büyünün cazibenin ve rüyaların da diyarlarını bilir.

Hindistan’ın kadim efsanelerinden biri bu kederli güzelin neden sadece geceleri açtığını şöyle anlatır;
Bir gün bir prenses Güneş Tanrısı Surya-Deva’ya umutsuzca aşık olur. Prensesin güzelliğinden zerre etkilenmeyen Surya-Deva onun aşkını geri çevirir. Aşkından deli divane harap olan güzel prenses en sonunda canına kıyar. Yakılır ve küllerinin saçıldığı her topraktan narin Yasemin çiçekleri büyür. Kalbini umarsızca kıran Güneş Tanrısı olduğu içindir – ki Yaseminin çiçekleri gündüz açmayı reddeder ve sadece gece boyunca, ta ki şafak sökene kadar uzatır kollarını iki yana ve serbest bırakır göğsünün aralığından eşsiz kokusunu…

İlahi umudu sembolize etmesine şaşmamak gerekiyor. Hele ki şafağa en yakın o andaki en kontrolsüz ihtirasının nedenini öğrendikten sonra.

Ama aşk, karşılık bulduğu zaman sihirlidir. Yasemin tarih boyunca afrodizyakların temelini oluşturmuştur. Hindistan’daki Müslümanlar onu “aşk’ın parfümü” olarak isimlendirirler. Yüreğinde fiziksel aşkı, romantizmi, yakınlığı, kendini tüm engelleri aşarak ifade edişin şifasını barındırır.
Zihinsel ve duygusal seviyelerde oldukça yoğun bir etki gücü vardır. İçinde bulunduğunuz durumu ve hissiyatı anında hareketlendirir ve yükseltir. Anti-depresan niteliği buradan ileri gelmektedir.
Esansların en mükemmeli olan Yasemin, çağlar boyunca koku endüstrisinin odak noktası olmuştur.
Zamanında“Yaseminsiz “parfüm” parfüm değildir” şeklinde sloganlar bile vuku bulmuş.

Christian Dior ürünlerinde sıklıkla Yasemin kullanır. Tatlı dilli ve şevk edici esansı duygularımızı sarmaladığında her şeyi usulca anlatmak isteriz, gizli saklı hiçbir şey kalmaz. Bu yüzden cinsel durumlar/sorunlara karşı da paha biçilmez bir iksirdir. Beynin direkt bir şekilde beta dalgalarını uyarır. Sandal ağacıyla birlikte ahenkli şarkılar söylerler! Zamanında kralların bahçelerini onurlandırmış, haremlerindeki vazgeçilmez banyo ve masaj seanslarından eksik edilmemiştir.

Aynı zamanda cilt bakımı içinde mükemmeldir (özellikle kuru ciltler). Gül ve Bergamotla kullanılır. Egzemaya, stresle bağlantılı olarak ortaya çıkan cilt problemlerine karşı kullanılır. Hormon dengeleyicidir. Özellikle rahim sorunlarında mercan köküyle beraber tonik olarak kullanılır. Akciğer problemleri, öksürük, göğüs iltihapları, ses kaybına da iyileştirici etkileri vardır. Bir çok çeşidi kansere karşı kullanılır.
Rahatlatır, sakinleştirir. Duygusal acıyı, kederi, korkuları, güvensizlik hislerini, içsel sıkıntıyı alır götürür. Yerine pozitif, temiz ve yükselmiş bir ritim koyar. Aynı “Lavanta” gibi arındırır ve içimizde bize ait olmayan her şeyi serbest bırakır.

“Derler ya çiçek dalında sevilir “diye ben bunu en çok Yasemin için söylerim. Çünkü akıl almaz güzellikteki esansı şu an her aktardan temin edebileceğimiz yağlara dönüşürken yani petro-kimyasal işlem gördükten sonra bayağı bir hasara uğruyor. Eski yöntemlerle özlere ulaşmak ise oldukça zorlu ve masraflı bir süreci gerektiriyor. Eski yöntemlerle yağ üretenlerden geriye sadece İtalya ve Fransa’nın ufak bir bölümü kalmış durumda.

Çin topraklarında yetişen Yaseminler büyük kıymet ve saygı görür. Yasemin Çayının ruhsal güçler bahşettiğine inanılır. Çinlilerin Yasemin Çayı nasıl yapılır bilir misiniz? Bunun çok akıllıca bir yöntemi vardır. Aslında işlemden geçirilen çay bildiğimiz yeşil çaydır. Çay yaprakları alınır ve “demlenmesi” için oldukça güçlü bir esansa sahip Yasemin çiçeklerinin yanına yayılarak bırakılır. Çay yaprakları bu kokuyu liflerinde hapsederek aromatik bir tat oluştururlar.

Bir başka 13. yy. yöntemi ise çay yaprakları mayalanmazdan evvel alınıp yasemin çiçekleriyle gece boyunca 3-4 saat harmanlanır. Ta ki yasemin çiçekleri özünü salana değin. En kaliteli Yasemin Çayı elde etmek için ise bu işlem kimi zaman 7 kere tekrarlanmaktadır. Bazıları bu çayın kanseri tedavi edebildiğine inanır.

Yasemin bir çok medeniyette zengin betimlemelere sahiptir. Şehvet, arzular, alçak gönüllülük ve zarafetle bağdaştırılır.


Jessamine (jasminum) İran kökenli Arapça Yasmin isminden türemiştir. Tanrı’nın hediyesi anlamına gelir.

İspanyolca bir terim olan “sampaguita” Filipinlerden türemiştir “sumpa kita” – sana söz veriyorum- demektir. Düğün seremonilerinde kullanılır ve kutsal olan aşkı sembolize eder.

Suriye’de Damascus’un (Şam) sembolüdür ve “Yaseminler şehri” şeklinde anılır.
Tayland’da Yasemin çiçeği “annenin” ve anneliğin ifadesidir.

Çin Balatlarının ünü çok ama çok eski çağlara dayanır. Aralarında en çok bilinen ve sevileni Yangtze nehrinin güney yamaçlarında doğmuştur. Bu balat bir erkek ve kadın arasındaki gerçek ve saf aşkı kinayeli bir şekilde anlatır. En zarif ve melodik nağmeleri ise övgüyle Yasemin çiçeğine addedilir.
Ünlü İtalyan besteci Puccini, bu balattan esinlenerek Turandot’u yaratmıştır. Yasemin Çiçeğine atfedilen kısımlar, operasındaki en temel müzik öğelerinin arasında yer alır. Puccini Turandot’un taslağını henüz bitirmişken kansere yenik düşecektir. Opera gösterime girdiğinde ise Dünyanın her yerinde yankılar uyandırmıştır.

Bu operanın lirikleri ve bestesi kimsenin tepkisiz kalamayacağı kadar güzel ve anlamlıdır. Konusuna kısaca değinirsek;

Turandot dünyalar güzeli bir Çin prensesidir. Bilmeceler prensesi olarak tanınır. Herkes onun gittiği her yere ölüm taşıdığını söylemektedir. Katı kalpli olarak tanınmasının nedeni ise onunla evlenmek isteyen erkeklerin hepsinin ölmesidir. Nedeni ise prenses evleneceği erkeği aralarından seçebilmek için onlara 3 bilmece sorar. Cevabını bilemeyenler ise idam edilir.

Calaf ise babasıyla ve Liu’ya yaşayan normal bir hayatı olan genç bir adamdır. Bir gün şehirdeki cenaze merasiminde insanlar ve askerler arasında Turandot’u görür ve kara sevdaya düşer.
“Baba” der, “bu güzelliğin karşısında çaresizim. Onun yanına gitmeliyim, baksana nasıl da kokuyor duymuyor musun”

Babasının da Liu’nunda yalvarışlarına aldırmayan Calaf sonunda kızını görüp şansını denemek için İmparator’a yalvarır. İmparator onun canına susadığını, ordan çekip gitmesi gerektiğini söylediği halde, Calaf’ın yalvarmalarına dayanamaz.

Sonunda bir gece Calaf prensesin karşısına çıkar ve prenses de onu caydırmaya çalışır ve sonunda şöyle der;

“Vazgeç yabancı! bilmeceler üç tane ama ölüm tek”

Calaf ise “Hayır, hayır! Bilmeceler üç ama hayat tek” diye yanıtlar.

Prenses o zaman geri çekilir ve ilk bilmecesini sorar;

“Sadece geceleri ortaya çıkan
Bin bir renkte kanatlarıyla kutsal bir hayalet
İnsanların üzerinden süzülerek göğe yükselir
Dünya var olduğundan beri her kes onu arar, ona sığınır
Her gece yeniden doğan
Ve her şafakta yok olan bu şey nedir?”

Calaf cevaplar “Evet Turandot o yeniden doğdu ve beni buraya kadar peşinden sürükledi. Sorunun cevabı “umut” dur.

“Bildin, umut ki insanı hayal kırıklığına uğratır.” der Turandot ve ikinci bilmecesini sorar;
“Ateş gibi yanıp tutuşan ama ateş olmayan
Bazen bir çılgınlık hali, bazen bir kor bazen güç bazen de tutkudan doğan
Öldüğünde ya da kalbini kaybettiğinde giderek soğuyan
Ama fetih arzusuyla yeniden alevlenen
O sesine sarsılarak kulak verdiğin
Güneşin batışı kadar kızıl olan şey nedir?”

Bir süre duraksadıktan sonra cevap verir Calaf;
“Evet prensesim bana her bakışınızda içimi yakıp tutuşturan bir yangın gibi, damarlarımda akan “kan.

- “kan! Kan! Kan!, Turandot’un kalbini çal bilmeceleri çözen yabancı” diye haykırmaktadır kalabalık..

“Buzdan ateş olan
Ateşten yine buza dönüşen
Bembeyaz ama kapkara
Seni özgür bıraktığında tutsağı olduğun,
Tutsağı olarak kabul ettiğinde seni kral yapan kimdir söyle yabancı”

“Şerefim seni bana getirir, ve ateşim seni eritecek TURANDOT!” diye cevaplar Calaf…

E tabi bütün kalabalık şaşkınlıkla bağrışır. Prenses bu yabancıyla asla evlenmek istemez. Ama İmparator babası söz kutsaldır diyerek kararında diretir. Velhasıl Calaf’ında prensese bir bilmecesi vardır. Prenses onun ismini asla bilemeyecektir! Bu uğurda Liu hayatını kaybeder. Buna rağmen Turandot’a ölesiye aşık Calaf bir gece onun kalbini fetheder ve tam o anda Turandot ağlamaktadır. Calaf şafağın söktüğünü fark edip haykırır “ sen benimsin prenses, sen benimsin ve aşkı şafağa taşıdık” ..Sonunda Turandot bulmuştur Calaf’ın bilmecesinin cevabını. Calaf’ın ismi “aşktır”…

Akdeniz’in ılıman Güneşi ile köklenen bu “Hindistan Güzelinin” serüvenleri bitmez tükenmez. O’nu en çok dalında seviyorum dedim ya, aynen öyle. Yıldız şeklindeki minik çiçeklerini geceleri sarmaşağının arasından usulca ortaya çıkarmasını seviyorum. Hamağımda uyurken ılım ılım bana dokunuşunu seviyorum. Kokusunu ve dansını nerede olsa tanır ve hatırlarım. Öylesine derindir içimdeki hikayesi. Yasemin çiçeği biriciktir ve kıyas kabul etmez. Unutulmaz aşklar da öyle değil midir…
Son olarak Turandot’tan bir bölümle uğurluyorum sizi…

Calaf Turandot’un dudaklarını tutkuyla öper ve şöyle der;

“Benim tatlı çiçeğim, benim bir tanecik “şafak” çiçeğim

Minik güzeller güzeli çiçeğim, hazzına varıyorum ama tadına doyamıyorum

Ve bembeyaz göğüslerin göğsümün üzerinde titriyor! …”

Ve Kris der ki ;Erdem sizindir, aşk sizindir! Bilmeceler çoktur ama AŞK tektir…

Aşkla kalın

Kristin Demirci

© 2008 – 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.

3 Yorum yapildi “Yıldız Çiçeği – Yasemin”

  1. Medosh Dedi ki:

    Sanırım bu hazırlanma süreci en uzun süren yazın oldu :) Bir prensesin diğeriyle barışması için, onun kalbinin de kendisininki kadar kırılgan olduğunuı bilmesi gerekiyordu… Yasemin kadar zarif ve derin bir yazı olmuş. Eline sağlık çiçeğim

  2. Crystal Dedi ki:

    Gerçekten de çok farklı bir süreçti benim için. Bir bunun kadar yazacak şey var hakkında. Hatırlatıyor, hatırladıkça aslında “affediyorsun” Kırılgan ama çok gururlu, Güneş’e tattırmıyor esansını :)
    Ş(ifası aynı Lavanta..
    Yazmaya doyamadım. Umarım herkes aynı keyfi alır, tşk ederim balım! öperim

  3. yasemin Dedi ki:

    bayıla bayıla okudum. teşekkürler paylaşım için. bilgi deposu şiir kıvamında bir yazı.

Yorum yap