Mai Mira

"…Kendi deniz yildizinin parildadigi yere dek…"

AstroFaculta

Linkler

Bonzai – Medeniyetin Mirası


Levi için…

Bonzai ağaçları genelde farklı bir tür bitki olarak bilinir. Sanki yüzüklerin efendisindeki orta dünyaya aitlermiş gibi, fantastik görünümleri vardır. Oysa Bonzai doğadaki her tür bitkiden elde edilebilir. Japonca Bon “kap – saksı” sai ise ağaç bitki anlamına gelmektedir. Bonsai kısaca “saksı ağacı (bitkisi)” demektir. Bir çam ya da söğüt ağacı bonzai haline getirilebilir. Ya da ardıç, akasya aklınıza ne gelirse!

Bu nedenle, Bonzai kökleri çok eski çağlara dayanan bir sanattır diyebiliriz. Arkeolojik kayıtlara göre bonzai kültürü Çin’de ortaya çıkmış, Tibetli rahipler tarafından Japonya’ya getirilmiş, o zamandan beri de en çok japonlar tarafından benimsenmiştir. 2. Dünya savaşı sonunda Japonya’dan dönen askerler tarafından batıya yayılmıştır.

İlk olarak Hun Hükümdarlığı zamanında (M.Ö. 206 – M.S 220) minyatür manzaralarla birlikte minyatür ağaçlar yapan Çinliler tarafından Bonzai pun-sai olarak biliniyor ve bodur ağaçlar ejderha ve kuş figürleri olarak budanıyordu. İmparator sahip olduğu toprakların tam bir taslağını yaptırıyordu. Bu minyatür figürlere, nehirler, tepeler, göller vadiler ve ağaçlar ekleniyordu. Bu şekilde penceresinden baktığında, tüm hanedanlığının manzarasına sahip oluyordu. İmparatorun sadece kendisi bunu görebilirdi. Bu minyatür yapılardan birini bile gören kimsenin hanedanlık için tehdit oluşturduğu düşünülerek ölüme mahkum edilirdi.

Bir arkeolog 2000 yılında inanılmaz bir keşif yapmıştır. Tibet hükümetiyle antik manastırların tarihi hazineleriyle ilgili ortak çalışmalar yaptıkları sırada 1500 yaşında olduğuna inanılan bir bonzai bulurlar. Yapılan incelemelere göre manastırın 3000 senelik olduğu ortaya çıkmıştır. 1500 sene öncesinde ise çok şiddetli bir depremle birlikte yerle bir olmuştur. Söz konusu arkeolog, sağlam kalan odalarından birine doğru yöneldiğinde, odanın ortasında hala yaşamakta olan bir bonzai görür. Oldukça şaşırtıcı hatta şok edici bir keşiftir.
Arkeologlar etraflarına baktıklarında ağaca yakın duran bir su kaynağı görürler. Bonzai her gün kaynaktan gelen bir kaç damla suyla, toprağını nemli tutmuş böylece hayatta kalabilmiştir. Tibet’in ortasında tek başına duran 1500 yaşındaki bonzai fikri, kulağa neredeyse imkansız gelmektedir.

Japonya’da Kobayashi Kunio’nun özel mülkünde Japonların geleneksel bonzai sanat müzesi vardır. 2000 adeti aşkın bonzailerin çoğu 500 yaşındadır. Büyüleyici bonzailer sanatın ve bilimin uyumunu ifade etmektedir.

Bonzai felsefesinin amacı ve anlamı uzun yıllar boyunca değişime uğramıştır. Japonlar için Bonzai insanoğlu, ruh ve doğa arasındaki dengeyi sembolize etmektedir. Kamakura döneminden kalan antik bir yazıtta ise şu cümleye rastlanır:Tuhaf bir şekilde bükülmüş, saksılara konmuş ağaçlardaki hazzı bulmak ve takdir etmek, biçimsizliği/kusuru sevmektir. Buradaki sevmek aslında kabul etmek olarak algılanmalıdır.

Bonzai kültürü bir çok insana acımasızca gelebilir. “Ağaç büyüsün, gölgesinde uzanalım işte, nedir bu insanın kontrol duygusu” diye düşünülebilir. Böylesine bir fikri savunan kişi, henüz yaşam tarafından “budanmamıştır” diye düşünüyorum. Çünkü yaşayan her canlı bitki ya da hayvan, insan gibi yaşamın hafızasına dahil olarak var olabilir. Bu hafızayı budama sanatıyla açıklayabiliriz.

Bir bitkiyi kendi haline bıraktığınızda, hayatta kalması toprağındaki neme ve aldığı ışığa bağlıdır. Doğada her bitki hayatta kalacaktır gibi bir şey de söylenemez. İnsanın bitkileri budaması, yetiştirmesi, ondan ürünler alması ilk yerleşik topluluklarla ilgilidir. Hayvancılık ve tarım. Bu da medeniyetin başlangıcını sembolize etmektedir.
Bitkileri budamak hakkında hiç düşündünüz mü? Budamak bitkinin ömrünü uzatacaktır. Budanan yer kendini daha da sağlamlaştırır, ancak normalden daha uzun bir süre sonra daha verimli filizler verir. Bir yerden canı yanıyorsa, yaşamak ve uzamak için aksi tarafından filizlenecektir.

İnsan gibi! Kendinizi düşünün, aşk canınızı yaktığında, uzun süre aşktan kaçınmıyor musunuz? Hayatta kalmak için daha mantıklı yöntemlere başvurmuyor musunuz? Sağ kolunuz incindiğinde, sol kolunuzu kullanmıyor musunuz? Sol bacağınız üstüne basamadığınız da, sağ bacağınızı daha güçlendirmeniz gerekmiyor mu? Düşüncelerinden yaralanan insan içine dönerek nasıl sessizleşiyor ve bu şekilde olgunlaşıyorsa, Bonzailer de böyledir. Minyatür ağaçlardır ama içlerinde derya gibi bilgelik barındırırlar.

Ancak kendini bilen, karşındakini anlayabilir. Bonzai sanatı tam anlamıyla insanoğlunun doğayı empatize etmesiyle ilgilidir. Japonlarda, özenle yetiştirilen bu Bonzailer kuşaktan kuşağa en değerli hazinelerden biri olarak aktarılır. Bakımı öylesine zordur ki, istenilen şekli alması için bakır tellerle belli sistemlerle, dallarının bağlanması gerekir, her gün yeteri kadar sulanması, doğru şekilde budanması, fazladan çıkan köklerin taşlarla yatıştırılması gerekir. İşkence gibi görünse de, insanoğlu da böyledir. İşin uzmanları, eğer gerektiği şekilde özenle yetiştirildiğinde, bonzailerin 500 yıldan daha fazla yaşayabileceklerini söyler. Aynı zamanda budamak bitkinin ömrünü uzatmaktır.

Sonbaharda bahçemizdeki bitkileri budarken anneme hep “nolur çok fazla budama, canları çok yanmasın” desem de, buna ihtiyaçları olduğunu biliyorum. Buna rağmen hayatta kalma isteklerini çiçekler ve meyveler vererek göstermekten, çok şükür ki geri kalmıyorlar. Belki de iyi niyetimizi seziyorlar, onlara aslında ne kadar çok özendiğimizi biliyorlar. Belki yaşamı ve bazen bizi yaralayan insanları suçlamadan önce biz de aynı iyimserliği gösterebilmeliyiz. Bizi köklerimizden yoksun bıraksalar bile, arzumuza hiç bir şey engel olamaz. Yeter ki yaşamayı isteyelim. Şartlarımız neyi gerektiriyorsa öyle. Bir şeyler illa ki bizi budayacak, illa ki yontulacağız. Bu bir insan olmasa, fırtına olacak deprem olacak, kuraklık olacak. Ama illa ki yaşama tutunacağız.

Japonların kuşaklar boyunca aktardığı felsefe işte budur. Yaşama ve insana saygıdır, medeniyettir. İnsanı kusurlarıyla kabul edebilmektir. Bu nedenle, onlara büyük saygı duyuyorum. Namus için cinayeti, din için cinayeti, hayvan katliamını vs. bir sonraki jenerasyona geçirmeden önce, saygı gibi bir miras bırakabilmeyi diliyorum, herkes için. Ancak ve ancak bu şekilde medeniyet bir gelenek halini alabilecektir.

Kristin Demirci

© 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.

3 Yorum yapildi “Bonzai – Medeniyetin Mirası”

  1. Hatice Olgun Dedi ki:

    “Yaşam tarafından budanmak” ne yerinde bir deyim.. Bütünüyle bu yazı, hem ne kadar bilgilendirici- hem nasıl felsefi.. Ve son paragraftaki temenniler ne yerinde ve ne kadar hepimize ait gibi..
    Ağzına- yüreğine sağlık sevgili Kristin, gerçekten güzel- mükemmel bir kalemin var. İyi ki yazıyorsun, teşekkürler kendi adıma ve çok sevgiler:))

  2. Levent Cantürk Dedi ki:

    Bonzai, yetiştiren kişi için sabrın aynası gibidir. Sade ama dolu dolu yaşamayı seçmektir. Hayatı manevi hazlara dönüştürmeyi bilmektir. Senin yaptığın gibi..

    Kalbine sağlık. Yine çok güzel yazmışsın.
    Teşekkürler..

  3. Cenk Dedi ki:

    Benim yaşadığım yerde, Bu Ağaçlardan vardı.
    Hepsinin Ayrı ayrı İsimleri olmasada,
    Yinede bir çoğunun ismi vardı.
    Ben Hep Sevmiştim.
    Ayrıca Çok Güzelsiniz…

Yorum yap