Beyazı Geceyle Örtülmüş Çiçek: Zambak
Doğum ve ölüm arasında alınan bir kokulu nefestir beyaz zambak. Gece yüzünde bir örtü gibi gezinirken, Ay’a bakıp Güneş’in kıymetini bilebilen çiçektir…
İlk zambakların Zeus’un eşi Hera, Herkül’ü emzirirken, göğsünden yeryüzüne düşen damlalardan yaratıldığı söylenir. İlginçtir, zambak soğanlı bir çiçektir ve soğanı delindiğinde içinden süt gibi beyaz ve yoğun bir sıvı çıkar. Sütü, nemliliği ve geceye ait olan doğasıyla bu beyaz çiçek Ay’ın yöneticiliğindedir. Süt aynı zamanda, alınan ilk dünyevi tat, hayatta tutan bağdır. Büyümektir, büyürken içimizde koruduğumuz lekesiz taraftır. Zambak masum olan dişidir, doğurgan ana, alımlı kız kardeştir.
Roma Mitolojisinde Venüs denizin köpüklerinden doğduğunda, zambağı görmüş, güzelliği karşısında haset ve kıskançlık duymuştur. Onu, dişilik organına benzeyen görüntüsünü bahşederek lanetlemiştir. Kusursuz dişiliğini sergileyen zambak ilk o zaman masum olduğu halde cezalandırılmıştır.
Ne gül gibi dikeni, ne kendini koruyacak bir diğer silahı vardır. Bütünsel dişiliğin ifadesi olarak kendini sunması, insanların onu cinsellikle bağdaştırmasına neden olmuş, zamanla cinselliğin anlamı gibi zambağın ifadesi de kirletilmiştir.
Ademoğlu ve “Ademden olduğuna inanan”, tarih boyunca kadının kendinden bağımsız görkemini, cinselliğini ve gücünü acımasızca yargılamışlardır. Kadının kendine özgü varoluşuna dikenli halatlar geçirip, yaşam hakkına dini alet ederek hükmetmişlerdir. Zamanının zalim engizisyonunun darağacında sallandırdıkları da beyaz zambaklardır. Bu beyaz çiçekler masum yüreklerini geceye açıp, tüm zarafetleriyle rüzgara boyun eğerek sessiz şarkılarını söyledikleri zaman, vicdanının ağırlığını unutmaya çalışan insanoğlu, karanlık ve huzursuz uykularının esiridir.
Zambak yani “lily’ Lil kökünden türemiştir. Sümerlerde lil kelimesi “rüzgar, nefes, hava” anlamlarında kullanılmıştır. Yine Sümer devrinde, En – lil rüzgarın efendisi ve Nin – lil rüzgarın hanımı olarak aynı derecede tapınılan baş tanrılardır. Nefesin can, yaşam olduğu akla getirildiğinde, bu iki Tanrı da yaşam verenlerdir. Daha sonra ki dönem Arap ve İbrani etimolojisine baktığımızda lyl kelimesinin gece anlamına geldiğini ve sonrada gece yaratıklarını ifade etmek için kullanıldığını görürüz. Yaşamın kaynağı olan lil semboliği nasıl olmuş da zaman içerisinde geceye atfedilerek üzeri örtülmüştür?
Mitosta Efendi En – Lil, Nin – lil’e tecavüz eder (suyla ) ve Nin – Lil’den Sin adındaki Ay Tanrısı doğar. Daha sonra Nin – Lil ölüm tanrısı Nergal’i doğuracaktır. Yazgı, bilinmezliğe, olasılıklara gebe olandır. Bu nedenle yazgı dişidir ve doğurgandır. Dişi olan, yaşamın sürekliliğini temsil eder ancak ölümü de öngörür. Ölüm olmadığında yaşam oluşamayacağı gibi, yazgı iradeden bağımsız ama iradeye bir o kadar da bağımlı bir olgudur. Dişi olan yazgı gerçekleşmek ve dönüşmek için, eril olan seçim ve uygulama iradesine ihtiyaç duyar. Bu yüzden Lily yani zambak yaşamdan alınan hazzın, yenilenmenin ve değişimin de ifadesidir.
Zambağın pek çok farklı çeşidi vardır. Suda yetişen Nilüfer de (water lily – lotus olarak da bilinir) bir tür zambaktır. Nilüfer, çamurlu ve pis suların dibinden köklenir ve metrelerce uzunluktaki dallarını suyun yüzeyine doğru uzatarak, muhteşem çiçeğini açar. Özünün saflığını muhafaza ederek yaşama tutunmanın kusursuz örneğidir. Güneşte açılan yaprakları, geceleyin suyun altına saklanır. Hindistan’ın ve eski Mısır’ın bu kutsal çiçeği, ruhsal anlamda bir uyanışı, gerçekliği sembolize etmektedir. Nilüfer dipsiz karanlıklardan ortaya çıkıp, “ışığa işaret etmenin” ritüelidir.
Asya kadar kimi Avrupa medeniyetleri de zambak mıdır süsen midir tartışmalı olsa da, zambağın masumiyetine inanmış, “Fleur De Lys” sembolüne sahip çıkmıştır. Örneğin anne sütünün koruyuculuğunu ve saflığını taşıyan zambak, Fransız şövalyelerinin kalkanlarına yerleşmiştir.
İlk olarak Girit’in Minos Medeniyetinde M.Ö. 1580 yıllarında ortaya çıkan zambak 3000 seneyi aşkın bir zamandır yetiştirilmektedir. Zambak sembolüyle nitelendirilebilecek pek çok kadın vardır; Minos’un Tanrıçası Brotamartis (kelebek demektir) Adem’in ilk eşi Lilith, Zeus’un eşi Hera, daha sonra Afrodit, Hz. İsa’nın gizemli Magdalena’sı, sonraları Bakire Meryem… “Da Vinci’nin şifresinde” bahsi geçen zambak da günahsızlığın, ışık ve umudun imgesidir.
Zaman içinde Ana tanrıça dinlerden uzaklaştırılarak kılık değiştirmiş, dişiye dair imgeler de şeytani olarak değerlendirilmiştir. Sembolizm tanrıçanın pek çok anlamını muhafaza etmemizi sağlamaktadır. Bu veriler çok önemlidir çünkü kendimizi daha bütünsel olarak sorgulayabilmemizi ve insani değerlerimize tarafsız olarak sahip çıkabilmemizi sağlar.
Tarih yargılarımızın yanılgısıyla doludur. Zambak ise, asırlardan beri, William Blake’in şiirinde ki gibi kanatlarını iki yana açarak tüm samimiyetiyle vicdanımıza doğru havalanır;
İffetli Gül dikenlerini gösterir:
Alçakgönüllü koyun bir tehditkar boynuz:
Oysa beyaz zambak aşkın tadına varacaktır,
Ne bir diken ne bir tehditle görkemli güzelliğini lekelemeden.
(Masumiyet şarkıları adlı eserinden)
© 2010, Mai Mira. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.








Samimiyetin silaha ihtiyacı yoktur… Çok güzel
Hanımefendi, yazınız da leylak kadar samimi ve güzel
‘Köşeyi tutan leylak kokusu
Yakamı bırak da gideyim.’ demekle üstündekileri bir bir fırlatıp atan bir leylak sesi duymak arasında açtırırsın umarım leylakları, hani mor salkımların yanına:)Leylaları da dillendirmek lazım madame
Nasıl buyurduysanız Mem Sahib
Hanım ağa ettin beni demek
Leylak deyince pek yakıştı sana, ondan diyorum vre Leylam
Sevgili Kristin, Fleur De Lis’i senin pınarından dinlemek apayrı bir keyif.
@Ülkü Özdemir: Keyif almana memnun oldum
Bundan sonra her beyaz çiçeği anlattığımda seni de mutlaka anımsarım…
Dostlukla